"Akıl olmayınca neylesin fikir, çalsın Abdurahman, oynasın Bekir" :)

 Saldırın Evet'oğulları, Vurun Hayır'oğulları! :)

(Yazı konumunda okumak için sayfanın altına gidiniz)

 

 

 
 

"Akıl olmayınca neylesin fikir, 
 
çalsın Abdurahman, oynasın Bekir" :)

 Saldırın Evet'oğulları, Vurun Hayır'oğulları! :)

Bugün Twitter’da, Facebook'ta bi' sükûnet var. Kimse kimseye hain demiyor, küfretmiyor. Referandum seçimi yapıldı galiba :) 

Tam sessizliği yakalamışken birkaç kelam etmek isterim. NOT ALIN BUNLARI; ZİRA REFERANDUMDA LAZIM OLACAKTIR! 
Referandum için ağzı olan konuşuyor; bunlara bir ayar çekmem şart oldu!
Evetçiler, hayırcılar, kararsızlar yaklaşın yamacıma!
AHALİ!
REFERANDUMDUR GELİR, GEÇER. PAYLAŞACAKLARIM KULAĞINIZA KÜPE OLSUN. ZİRA TARİHİN ZOR ZAMANLARINDAN GEÇİYORUZ. DİKKAT ETMEK LAZIM.
GAZA GELMEYİN! ALGI OPERASYONLARINA GELMEYİN. BUNUN İÇİN bilgi sahibi olmak lazım, araştırmak lazım, düşünmek lazım, beyin fırtınası yapmak lazım; aklı selim davranmak lazım. 
TÜM DERDİMİZ ŞU OLMALI: Sonuç ne çıkarsa çıksın vatanıma, milletime daha çok nasıl hizmet edebilirim ve bunun için ne yapmalıyım olmalı tüm derdimiz.
Hey evet diyecek kardeşim, bir referandum yetmez. Daha çok duraklar var. Daha çok gönüller kazanmalıyız. 
Hey hayırcı kardeşim korkma, bir evetle ülke bölünmez. Artık yeme şu algı operasyona ya. İlk geldiğinde Sayın Cumhurbaşkanı için neler yapacak diyordu. Bir şey olduğu falan yok. 
Evetci hayırcı yok! BU DEVLET İÇİN BİLGİ, SEVGİ, ADALET, MERHAMET VE PROJE ÜRETECEK ADAM VAR. BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN UYKUSUZ KALACAK YİĞİTLER VAR. 
Bir yabancı ablamız derki “BİR SEÇİMLE, BİR REFERANDUMLA HER ŞEY DEĞİŞMEZ.” Bu yüzden Büyük Türkiye için çok çalışmamız lazım çok. Mesela endüstri devrimi 4.0 geliyor bunun için ne yapıyoruz. Hayat imtihan, ölüm var. Bugün ölüme bir adım daha yaklaşıyoruz. Ahiret için ne yapmalıyız. Bizde böyle hem dünyalık hem ahretlik :) 
NE VARSA BU MİLLETTE VAR! Sakın halk oylamasının yapılmaması için üst akılla akrabalık yapmayın. BU MİLLETE GÜVENİN. İstediğiniz olmasa (evet çıkacak şu an ki analizim bu yönde. Lakin son güne kadar kesin bir şey diyemem. Çalışmak lazım) bile olanda hayır vardır :) 
Bu referandumu “MEDENİYET YOLCULUĞUNDA BİR DURAK” olarak görmek en doğrusu kanımca… 
Bu yolculuk uzun sabır bilgi gerektiren yolculuktur. O yüzden hayır diyecek kardeşimde evet diyecek kardeşimde bu ülkenin muasır medeniyetler seviyesine ulaşması istediğinden kuşkum yok. BUNUN İÇİN “HEDEFE YÜRÜYEN ADAM” OLMAK LAZIM. ÜRETMEK LAZIM.
SÖZÜM HERKESE!  Buyurun milletle buluşun, eteklerinizdeki taşları dökün! Dosta güven, düşmanı çatlatacak kampanya yürütün, adam akıllı anlatın millete düşüncenizi. İkna edin. Mazeretler üretmeyin. GERMEYİN MİLLETİ. 
Göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalı, çobanın oyuyla benim oyum bir mi falan vb. tabirleri bırakın ya da bu ülkeyi terk edin! Çok ciddiyim madem bu ülke insanını beğenmiyorsunuz, gidin yurtdışına. Bu ülkeyi kuran, DEVLETİN SAHİBİ kim? Tabii ki garipler, çobanlar, bu millet! Kasıntıyı, büyüklenmeyi bırakın. Bu ülkenin beğenmediğiniz çobanı bilem bilgedir. Acıyla, yoklukla hayatı öğrenirler. Devletine hep sahip çıkarlar, menfaat beklemezler. Mütevazilik ve samimiyet onların toprağıdır adamım! 
Ha art niyetliler sizle konuşmaya bilem gerek duymuyorum. Zira “it ürür, kervan yürür”. 
Adamım!
Sen onu bunu bırak; birileri bir taraflarını yırtsın bu ülke geleceğin ülkesi olacak. 
ONUN İÇİN, O GÜN İÇİN ( HEM BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN HEM DE AHİRET İÇİN) NE HAZIRLIYORSUN, ONA BAK! OTUR AKIL VE YÜREK BİLGİLERİNİ ORTAYA KOY. SONRA HEDEF BELİRLE. 
Bobby Kennedy emmi diyor ya: “Diğerleri Dünya’ya bakıyor e "neden" diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve "Neden olmasın..." diye soruyorum... 
Farkımız bu olsun! ÜLKEMİZ İÇİN MİLLETİMİZ İÇİN ÜRETİN.
Ha dünyayı yöneten hırdavatlar! 
Tüm zorluklara karşı tabiri yerindeyse en üst ligdeyiz. Karşınızda bizi görmekten mutlu değilsiniz. Onca katakulliye rağmen yıkılmadık karşınızdayız. İnsanlık için. Biliyoruz tabiri yerindeyse “Şampiyonlar ligindeyiz.” Zor dikenli bir yol. Ecdadımız nasıl bize bu güzel vatanı bırakmış. Bizde torunlarımıza daha iyi bir ülke bırakma derdiyiz. Ona göre oynayacağız, tarihi unutmadan, bize yakışan şekilde… Tarihi ya yazacağız ya yazacağız. 
Ben buna inanıyorum. Dünya’ya damgamızı vuracağız. Aksi düşünen varsa; var mısın iddia ya! 
Ben buradayım efendim.
Hörmetler…
 
Hayata gülümse gitsin :)
 
Tren Kaçtı
Üç arkadaş tren istasyonuna gitmişler.
İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş.
– Bir saat on beş dakika...
Arkadaşlarına dönmüş:
– Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim...
Oradan buradan derken lâf lâfı açmış...
Birden tren düdüğüyle kendilerine gelmişler.
Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile...
Tren kaçmış...
Sormuşlar:
– Sonraki tren ne zaman?
– Bir buçuk saat sonra...
Yine dönmüşler kafeye. Yine çay, yine lâf ve derken yine düdük sesi...
Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar.
Bir saat sonra bir tren daha varmış. Dönmüşler kafeye...
Ama bu kez uyanık duruyorlar.
Trenin sesini duyar duymaz kalkmışlar ve koşmaya başlamışlar.
İçlerinden ikisi; biri bir vagona, diğeri başka vagona zar zor yetişmiş...
Üçüncü ise geride kalmış ve yetişememiş...
Bir süre dövündükten sonra başlamış katıla katıla gülmeye.
Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş:
– Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun!
– Nasıl gülmeyeyim!... Onlar beni uğurlamaya gelmişti...
 
Üstatlardan Hatıralar
Bir İnsanın Derdine Derman Olabilmek İçin...
Akif, eşi zor bulunur bir yardımsever insandır. Öyle ki, daha yeni yetme bir delikanlı iken, akraba çocuklarına sahip çıkacak kadar babalık hisleri ile doludur.
Belki de bu güzel huyları ona kazandıran yetimliğidir. Evet, Akif daha 15 yaşında iken “Benim hem babam, hem hocamdır ve ne biliyorsam ondan öğrendim” dediği müşfik babasını gırtlak vereminden kaybetmiştir.
Hicaz çöllerinde geçen şu hâdise, Akif’teki merhametin zirveleşmesini göstermesi açısından oldukça enteresandır:
Akif’in vazife için Teşkilât-ı Mahsusa başkanı Eşref Bey (Kuşçubaşı) ile Arabistan’da Hicaz’a gittiği yıllardır. Hicaz demiryolunun el-Muazzam istasyonunda bulunmaktadırlar. Bu bir çöl istasyonudur ve çölde istasyondan başka hiç bir bina yoktur; ne bir İnsan, ne hayvan, ne yeşillik, ne de ümran...
İstasyon denilen şey de, bir küçük bekleme solonu ve bir memur barınağı... Bu barınakta da istasyon memurunun ailesi yaşamaktadır. Fakat ailenin hâli perişandır ve odanın halinden sefalet akmaktadır. Odada oturacak bir ot minderden başka bir şey yoktur; ne iskemle, ne masa, hatta bir çuval bile... Ve istasyon memurunun hanımı üç-beş gün sonra doğum yapacaktır. Adamcağız, çaresizlikten “Sizde eski çamaşırlar varsa bari verin de doğacak çocuğu saralım” diye, iki büklüm olarak Akif ve Eşref Beylerden medet dilenir.
Akif’in yüzünü derin bir teessür kaplar. Eşref Bey’e bakarak: “Bu kadına yardım elzem. Ortada çok ciddî bir tehlike mevcut. Doğacak çocuğun hayatı tehlikede. Ben trene atlayıp hemen Şam’a gideyim, ne lazımsa alıp getireyim” der.
Eşref Bey şaşkındır, hemen itiraz eder: “Aman Akif, Şam’a, oradan tekrar buraya en aşağı beş gün, beş gece bir yolculuk yapman lazım. Hâlbuki aylardan beri çölde yolculuk yapıyoruz. Bu kadar yorgunluktan sonra, henüz bir gece bile dinlenmeden, bu uzun yolculuğu nasıl yaparsın?”
-“Yorgunluk mesele değil, ortada bir felâket var. Ah, yoksulluk ne müşkül şeydir, sen bilir misin? Benim ciğerim parçalandı.”
Dertli Şair, bir insanın derdine derman olabilmek için maşlahını sırtına atıp besmele çekerek yola koyulur ve hareketinin beşinci günü, birçok malzeme ile çıkagelir. Yorgunluktan, uykusuzluktan perişan vaziyette el-Muazzam’a adımını attığında vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir insanın huzuru ve neşesi yüzünden okunmaktadır.
Eşref Bey. Daha sonra bu hadiseyi değerlendirirken şöyle diyecektir:
“Ah mübarek Akif! Şehinşahlara boyun eğmeyen Akif! Sefalette kalan bir kadına yardım için, altmış üç derece sıcaklıktaki çöllerde aylarca dolaştıktan sonra bir gece bile istirahat etmeden beş gün beş gece eşya vagonlarında yattın.”
 
Bazen doğruda söylerler…
 “Bir kere yanlış trene bindiyseniz,
koridordan ters tarafa yürümenin
hiçbir faydası yoktur.”
Nietzsche
 
 
 
Yazan: Harun Emre Karadağ
Çizen ve yayına hazırlayan: Kasım Özkan
Diriliş Postası Gazetesinde yayınlanmıştır.