Elma dersem evet, ayva dersem hayır :)

Anayasa değişikliğine ilişkin referandum tartışmaları süre dursun. Evet ve hayır kampanyasına bir katkıda bizden olsun. :)))
(Yazı konumunda okumak için lütfen sayfa görünümünün altına ininiz.)

 

Elma dersem evet, ayva dersem hayır :)

 “Altının değerini en iyi sarraf bilir.”

Anayasa değişikliğine ilişkin referandum tartışmaları süre dursun. Evet ve hayır kampanyasına bir katkıda bizden olsun. :)))
Eskilerde TRT’de yayınlanan ERKAN YOLAÇ’LA EVET-HAYIR yarışması vardı. Coşkulu bir amcamızdı.
Yarışma şöyleydi. Erkan amcamız sahneye gümbür gümdür çıkar başlardı anlatmaya: “Sevgi seyirciler, sevgili konuklar karşınızda ben deniz Erkan Yolaç. Erkan Yolaça hoş geldiniz. 2 dk. süre içerisinde evet hayır sözcüğünü kullanmayacaksınız. Sorularıma evet hayır diye cevap vermeyeceksiniz. Verdiğiniz cevabı tekrar etmeyeceksiniz. Sorularıma makul ve mantıklı cevap vereceksiniz. Cevap verirken sözle cevap vereceksiniz. Başınızı emme basma tulumbası gibi sallayarak cevap vermeyeceksiniz. Hayatınızda ilk kez merasimle alkışlar eşliğinde bizim orkestranın çaldığı Mehter Marşıyla geleceksiniz. Yerinize giderken İzmir marşıyla gideceksiniz. Evvelce bu yarışmaya iştirak etmiş edememiş kendisine güvenen güvenmeyen cesur olan cesur olmayan bayan yarışmacı arıyorum.  Duydunuz zilin sesini” diye başlardı.”
Sosyal medyada ve ekranlarda konuşulanlara göz gezdirince aklıma geldi açtım videolarını izledim, gülmekten yerlere yattım. Tavsiye edilir. :)))
Buradan hareketle bugün yine farklı bir diyarda olacağız, mevzu derin; lakin kısa, açık ve net anlatacağız.
Kitaplara gömülmüş, düşünce dünyasında yeni fikirler peşinde yolculuğuma tüm hız devam ediyorum.
Her silkinişte yeni zirveleri görüyorum, farkına varıyorum yaşamın. Yüreğim dışarı çıkacakmışçasına atıyor. İşte diyor yaşamın sana fırsatı; sevinçlerinle hüzünlerinle, sevginle nefretinle, güçlüklerle kolaylıklarla, gerçeklerle sahteliklerle yüzleş, mükemmelliği yakala! Ardından ekliyorum mükemmelliğe giden yol hatalarla barışmaktan geçer.
Kusurlar, yanlışlar, hatalar insanlar içindir. İnsan olmamızın kanıtıdır. Bizler hata yaparak öğreniriz; en iyi performansımızı da hata yapmaktan korkmaktan vazgeçtiğimiz zaman sergileriz. İsterseniz kusursuz olduğunuzu düşünün bir an, makinelerden ne farkımız olurdu? “Hayat sahnesinde biri ölmüş diğeri doğmamış insanlardır hata yapmayanlar.” Orhan Gencebay bir parçasında da diyor ya “Hatasız kul olmaz, hatalarımla sev beni…”
Yaşanılan olumlu olumsuz olaylar bizi olgunlaştırır, Bakış açısı kazandırır. Hayata iyi ya da kötü bakmamızı sağlar. Ne kadar esnek düşünür, sünger gibi bilgileri içimize çekip sevgi insanı olup yayarsak o kadar mutlu ve insanlığımızın değerini vermiş oluruz.

Bir büyüğüm Karınca Kito’ nun hikayesini biliyor musun diye sormuş bilmediğimi söyleyince başlamıştı anlatmaya. “Hapisten yeni çıkmış olan bir mahkûm ile onun hapishanede senelerce emek vererek yetiştirdiği Kito adlı üstün yetenekli bir karıncası vardır adam Kito’yu alarak bir kafeteryaya gelir. Maksadı özgürlüğünün tadını çıkarmak ve Kito ile bir şeyler yiyip içmektir. Adam masaya oturur ve kibrit kutusunu açarak Kito ile konuşmaya başlar: “Kito, oğlum artık seninle çok güzel şovlar yapacağız. Paralar kazanacağız…Kito neredesin? Oğlum kutunun tavanına çıkmışsın. İn oradan aşağıya! Haydi biraz gösteri yap da kesme şekerini vereyim.” Kito takla atar, adam ne derse harfiyen yapar. Bu sırada kafeteryanın garsonu sipariş almak üzere adam yaklaşmaktadır ve eski mahkûmun düşüncesine göre Kito insanlara ilk şovunu yapma fırsatı yakalamıştır. Garson Kito’nun şovunu görünce şok olacaktır. Fakat durum hiç de sandığı gibi olmaz. Garson masaya yaklaşıp da adamın yanında karınca görünce hızla elindeki bezi alır ve “Affedersiniz beyefendi“ diyerek Kito’yu öldürür.”
Sonra şöyle devam etmişti: “Canım evladım ne güzel dimi düşünmek, insanları anlamaya çalışmak, bir şeyleri anlatmak ve projeler üretmek. Evet gerçekçi ve doğru bir tespit: Yaşamda esnek olacaksın, görüş açın geniş olacak, bakış açını genişleteceksin."
Hikâyeyi neyi mi anlattım! Yapmamız gereken kendi değer ve inanç sistemimizi iyi tanıyıp karşımızdaki kişilerinde bir değer yargılarının olduğunu bilip saygılı olmaktır.
Unutma evladım herkes bir değeri vardır ve “Altının değerini en iyi sarraf bilir.”
Yaşamda hatalar ve onlardan ders almak ne kadar önemliyse bir o kadar da önemli olan bakış açımızı genişletmektir.”
Viktor Hugo diyor ya: “Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken insan ağlamaz mı? / Hasret, özlenenden uzak kalmak mıdır? Özlenen yakındayken hicran duyulmaz mı? / Hırsızlık; para, mal çalmak mıdır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? / Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mi olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olamaz mı? “
Vay be…  O zaman durup düşünmek gerek. Kalp kırmamak gerek. Tahammül etmek gerek… Saygılı olmak gerek. İnsanca davranmak gerek…  Referandum öncesi tüm kesimlere duyurulur.
Hörmetler efendim.

Hayata gülümse gitsin….

Ormanlar Kralı
Bir gün aslanın canı çok sıkılmış. Şöyle bir ormanı gezeyim tebamla eğleneyim biraz demiş... Ormanda gezerken bir devekuşu görmüş. Yakalamış devekuşunu boynundan öteki pençesiyle de "Şak, Şak,  Şak" diye üç tokat atmış hayvana:
-"Söyle çabuk! Kim bu ormanın  kralı?"
Devekuşu can korkusunda. Ürkekçe:
-"Sizsiniz tabi ki sayın kralım" demiş,
-"Tabi  benim" demiş aslan. Keyifle yoluna devam etmiş.
Birazdan aslanın karşısına kurt denk gelmiş. Aslan çevik bir hareketle kurdu boynundan kavrayıp iki tokat patlatmış suratına. Hemen sorusunu yapıştırmış arkasından:
-"Söyle çabuk! Kim bu ormanın  kralı?"
Kurt bakmış aslan başa bela. Kısa kesip göndermek için:
-"Kral elbette sizsiniz" demiş. Aslanın keyfine diyecek yok. Yürümeye devam etmiş. Air süre sonra karşısına fil çıkmış. Kral krallığının verdiği güçle meşhur sorusunu sormuş;
-"Söyle çabuk! Kim bu ormanın  kralı?" deyip filin boynuna hamle yapmış. Lakin fil hortumuyla yakaladığı gibi aslanı sallayıp sallayıp koca bir ağacın gövdesine fırlatıp çarpmış. Aslan yediği darbeden sersemlemiş ama gene de ayağa kalkıp:
-"Tekrar soruyorum, söyle çabuk! Kim bu ormanın  kralı?" 
Sorusunu sorup tekrar file hamle yapmış. Fil aslanı hortumuyla tekrar yakalayıp dişleriyle havaya fırlatmış. Aslan yere düştüğünde fil ayağını kaldırıp tam ezecekken aslan can havliyle:
-Tamam, tamam. Bilmiyorsan bilmiyorum de be kardeşim…

 

Üstatlardan Hatıralar


“Ha 5, ha 8”

Üstad Mehmet Akif’ Ersoy’un hayatında masalların önemli bir yeri vardır. Mehmet Akif çocukken, masal dinlemeden uyuyamazdır. Masalı, komşuları Baise Hanım anlatır. Bir gece masal dinleye dinleye Akif uyuyacak yerde masalı anlata anlata Baise hanım uyur. Çocuk Akif’in yaptığı, kaç çocuğun aklına gelir bilinmez ama Akif, mangalda bir ceviz kızdırır ve kadının eline yapıştırır. Sonucu tahmin etmek zor olmasa gerek…
Yine “ verdiği sözü tutmak, sözünde durmak” üstat için olmazsa olmazlardandı…. Veterinerlik Fakültesinde sınıf arkadaşı ve dostu Hasan Efendi’yle, çoluk çocuk sa­hibi olurlarsa, ölenin çocuklarına kalan bakacak diye sözleşirler. O zamanlar Akif genç ve Hasan Efendi, yaşlıdır.
Aradan yıllar geçer. Beylerbeyi’ndeki evinde kıt kanaat geçiniyordur. Akif’in beş çocuğu vardır. Hasan Bey vefat eder ve Akif verdiği sözü tutarak yetim kalan üç çocuğa bakar. Beş çocukla kıt kanaat olan geçim sekiz çocukla nasıl olur diye düşünmez. Onun için önemli olan sözünde durmaktır.

 

Bazen doğru da söylerler…

Zayıflar asla affedemez.
Affetmek
güçlü insanların özelliğidir.

(Mahathma Gandhi)