Ey Amerika, Ey Avrupa!! Bittiniz oğlum siz... :))

Kadının biri alışveriş için şehre inmiş ilk girdiği Marka bir mağazada %40 indirimle harika ayakkabılar bulmuş. İkinci Marka mağazasında da nefis bir elbise. Üstelik %50 indirimle... Üçüncü marka mağazasında ise her üründe %60 indirim varmış. Gözlerine inanamazken birden cep telefonu çalmış. Hattaki kadın doktor ona kocasının feci bir trafik kazası geçirdiğini durumunun kritik olduğunu yoğun bakıma kaldırıldığını ve acilen gelmesini söylemiş..

Kadın hayatının en verimli alışveriş fırsatını kaçırmamak için hastaneye gitmeden 1-2 mağazaya daha girmiş birkaç saat sonra sabah alışverişini bir fincan kremalı kahve ile tamamlanmış ki birden kocasını hatırlamış.. Suçluluk duygusu ile hastaneye koşmuş..

Hastanede kendisini telefonla arayıp haber veren bayan doktoru bulup kocasını sormuş. Bayan doktor kadının elindeki paketlere bakıp;

-“Buraya hemen gelmek yerine alışverişine devam ettin değil mi?..” demiş bağırarak.

-“Sanırım kendinle gurur duyuyor olmalısın. Adam burada yoğun bakımda sen mağaza mağaza dolaş. Ama bu senin son alışverişin olacak. Artık ömrünün sonuna kadar onun hastabakıcısı olacaksın hem de başından 1 dakika bile ayrılamadan!”

Kadın son derece üzgün başını önüne eğmiş.

Bayan doktor onun bu haline uzun uzun baktıktan sonra kıkırdamaya başlamış.

-“Şaka yapıyorum kıııız şakaaaa. Takıldım sana. Kocan öldü. Vallahi öldü. Hadi aç bakayım şu poşetleri de neler aldın bi görelim!”

***

 

Bizde bizim ekibi topladık!

Geleceğin trendleri ne (-ler) olacak onu konuştuk. Kimler vardı kimler; bizim mahallenin ileri gelenleri bu toplantıdaydı. Hacı Murtaza emmi, Dedikoducu Maharet abla, Çoban İlbey dayı, Hocaların Hocası Sümbül Hoca... Müthiş bir beyin fırtınası ve istişare oldu...

Doğru adım atmanın, sağlıklı karar vermenin yolu istişaredir deyip sohbeti derinleştirdik.

Yaklaşık 2 saat süren sohbet, muhabbetten sonra Balkanlardan Kafkaslara, Amerika'dan bizim köye kadar pek çok konunun ele alındığı muhabbetin sonuç bildirgesi;  “Kalkın, taksi paramız yok, son otobüsü kaçırmayalım"...  :)))

Muhabbetin ana teması; "Endüstri devrimi geliyor; yani insanın yerini robotlar alacak, insanlar yan gelip yatacak, robotlar gelecek dertler bitecek" konusuydu. Entel dantel bir ifadeyle “Gelecek; insan odaklı proaktif yönetimlerin, inovatif markaların, insani değerlerin, iletişim, görsel sanat ve tasarım üzerine şekilleniyor, yerimizi almalıyız".

Hacı Murtaza emmi, Dedikoducu Maharet abla, Çoban İlbey dayı, Hocaların Hocası Sümbül Hoca: "bizden geçti belki ama gençler yapar" diyordu.

Gelecek dün olduğu gibi yarın da değerlerimizdeymiş, bilişimdeymiş aga! Malum günlük hayatımızı işgal ediyor bilişim. Çocuklar, gençler oyunlarla, filmlerle, sosyal medyayla, dizilerle yoğun algıya maruz kalıyor. Yani diyeceğim o ki algı böyle yönetiliyor ve nesiller esir alınıyor.

Kurtarmak lazım. Kurtulmak lazım...

Bunun içinde; değerlerimiz marka olmalı. Değerlerimizi marka yapıp, gönüller kazanmalıyız.

Bunun içinde; “Attığımız taş kurbağayı ürkütmeli”. Yapacağımız çalışmalarla kültürümüzü, değerlerimizi ülkemiz ve dünyadaki çocuklar, gençler, aileler, sivil toplum örgütleri ve iş dünyasıyla özgün görsel tasarım ve tanıtımlarla buluşturarak; yeni markalar çıkararak, bu alandaki iddiamızı ortaya koymalıyız. Daha yaşanılır bir dünya için insanlığa yönelik projeler; kendi değerlerimizi evrensel değerler haline getirecek çalışmalar, veriler üretmeliyiz, hayata geçirmeliyiz. Milli ve manevi yayınlar; tanıtım kitapçıkları, cep kitaplar, çizgi romanlar, diziler, filmler, tv programları, animasyonlar ve oyunlar üretmeliyiz...

Değerlerimizle Marka (Marka Tarih, marka kişilikler, Marka Ülke, Marka kent, Marka Üniversite, marka sivil toplum örgütü, Marka Firma) Olmalıyız.

Yani doğru söze ne denir?

Hem lafın tamamı deliye söylenir dimi :))))

Matrak Bir Hatıra

 

Orta yaş üzeri bir ağabeyim anlattı 70 li yıllardan bir hatıra:

“Ankara’da Cebeci’de geçti çocukluğum. Bir gün yol üzerindeki bir fırından aldığım ekmekten böcek çıktı. İğrenç bir şey. O zamanlar her ekmeğin altında kâğıt etiket olurdu. Babam ve annem kâğıdı ayıklar ve ekmeği öyle yerlerdi. Ben pek umursamazdım. Yenmesinde mahsur olsaydı onu ekmeğe yapıştırırlar mıydı? Yapıştırdıklarına göre isteyen yer, isteyen ayıklardı. O etiketten ekmeğin üretildiği fırın kendini belgelemişti. Babamın da gazıyla ben medeni cesaret ve vatandaşlık örneği göstererek Altındağ belediye zabıta amirliğine gittim. Böcekli ekmeği ve ekmeğin etiketini gösterdim. Masadaki zabıta yan masadaki zabıta ile göz göze geldi. “Tamam, biz gerekeni yaparız” deyip numuneleri aldı. Ben de gönül rahatlığı ve vicdani sorumluluğumu yerine getirmiş olmanın mutluluğu ile eve döndüm. Ancak akşam babam herhangi bir evrak numarası başvuru numarası almadığım için bana kızınca anladım; “Adamyer fikri” lere biraz daha “çorba parası” kazandırmaktan başka bir şey yapmamıştım”

Bazen Doğru da söylerler

Yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Olumsuz deneyim diye bir şey de yoktur, yalnızca kendi bilgeliğini kazanma yolunda olgunlaşmak, Öğrenmek ve ilerlemek için fırsatlar vardır. Güçlükten güç doğar. Acı bile mükemmel bir öğretmendir. (Robin Sharma)