“Paşganlık gelirse, evet oyu verenlere laamacun ısmarlayacam” :))

Yazı konumunda okumak için gazete sayfasının altına gidiniz.

 

 

Kahpe Bizans'ın yiğit güzeli Elenora: “Paşganlık gelirse, evet oyu verenlere laamacun ısmarlayacam”  :))

    Evet veya hayır demek kolay. "Kemal kalkar dal sarkar, dal sarkar Kemal kalkar" de de görelim. :)))

Eski sistem isterük! Parlamento isterük! Vesayet isterük!

Hiç unutmam; ilkokuldayken uzun süre başkan seçememiştik, sınıf birbirine girmişti. Uzun süre istikrarsızlık oldu sınıfta. Başkanlığın önemini o zamandan anlamıştım ben.Hızlı değişen bir gündeme sahibiz. Bu yüzden ülkemizde yazarlar, karikatüristler, sosyologlar için konu bitmez. Her an atraksiyon, her an yeni gündem ne olacak onu bekliyoruz :)))
Zaten bizi de dirin tutan nedenlerin başında bu geliyor kanımca :))
Bir yandan çayımı yudumluyorum bir yandan gündemi takip ediyorum. Gündemi takip ederken çayım soğuyor. Bu referandumla ilgili haberleri, köşe yazılarını okurken aklıma bakın ne geldi;
Hani araştırmacılar karanlık bir ahıra bir fil koyup o güne kadar fil görmeyen insanlara içerdeki canlının nasıl bir şey olduğunu anlatmalarını istemişler. Gözleri bağlı olan denekler farklı kapılardan içeri alınmış.  Kimisi filin hortumuna dokunmuş; dışarıya çıkınca sorduklarında, “Bu canlı yılana benzer bir oluktur“ demiş. Başka biri filin kulağına dokunduğunda o da “Bu yelpazeye benzer” demiş. Bir başkası filin ayağını tutmuş: “direğe benzer bir canlı” demiş. Biri de filin sırtına dokunmuş: “Bu padişah tahtına benziyor” demiş. Böylece herkes filin neresini tuttuysa fili öyle sanmış ve ona göre anlatmaya başlamışlar. Her birinin anlattığı başka başkaymış.
Ne güzel ifade ediyor bu örnek olay algılamamızda çevremizin, eğitimimizin, hayata bakış açımızın yerinin büyüklüğünü. İşte bu çevresel ve içsel etmenler birbirimizden farklı olmamızı sağlar, bakış açımızı şekillendirir. Ona göre hayata bakarız, kavramları tanımlarız.
ÖNEMLİ OLAN DA BÜYÜK RESMİ GÖRMEKTİR
YOKSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA :)))
“İnsan bilmediğinin düşmanındır” Gündem mevzumuz referandum, cumhurbaşkanlığı sistemi. Bu konuda yazılanları okuyalım, araştıralım. Dinleyelim, bilgi alışverişinde bulunalım. Başkanlık iyi mi kötü mü? Öyle karar verelim. Isırma olmasın yani… Medenice davranalım.TECRÜBE KONUŞUYOR :)))
Şöyle ki;
Hiçbir yere takılmayan bağımsız bir kimse de olabiliriz. Farklı parti, vakıf ve çeşitli teşkilatlarda hizmet veren, birbirini hiç tanımayan, tanımaya da çalışmayan, arada ördüğü duvarları bile fark etmeyen, büyüklerimizin açtığı yollarda küçük adımlarla ilerlemeye çalışan, birbirinden habersiz kimseler de olabiliriz. Tesadüf diyemeyeceğimiz karşılaşmalar bize birbirimizi fark ettirdiğine göre durup bir adım geri çekilip düşünmek lazım.
HAYATTA HİÇ BİR OLAY, HİÇBİR KİMSE İLE BOŞUNA YAŞANMIYOR, KARŞILAŞILMIYOR. HERŞEYİN BİR NEDENİ VAR. TECRÜBE İLE SABİT.
REFERANDUM OLAYINI DA BEN BUNA BENZETİYORUM…
Amaçlarımız birdi; yollarımız farklı… Aynı idealler peşinde koşuyorduk fakat birbirimizin soluğunu bile duymaz olmuştuk. “Onlar” ve “biz” adında yollar vardı. Birbirimizi fark etmeli ve kocaman bir “biz” olma yoluna baş koymalıyız.
Önyargılarımızı yıkıp birbirimizi çok sevmesek, dinlemesek, aynı şeyleri konuştuğumuzu bile fark edemeyecektik. Önce birbirimizi dinledik. Birbirimize karşı ille de önyargılı olacaksak “belki onun düşüncesi de aynı amaç içindir” başlığını atabilmeliyiz zihinlerimize! Bu başlığı attıktan sonra düşüncemizin ne kadar doğru olduğunun farkına vardık.
Ve dedik ki; “neden olmasın” …
Bizler kim olursak olalım kendi iyiliğimiz için aynı sofrayı paylaşamaz mıyız? Paylaşabiliriz. Ülkemizin geleceği için aklıselim davranalım.
İnanın! “Aklın Yolu Bir” Büyük Türkiye için yol hikâyemiz devam ediyor. Bu ülke için, dünya için, bir adım ileri gidebilmek için, insanlık için yani; yine kendimiz için…
En önemlisi iyilikte, güzelde ve hayırda yarışmalıyız.
BAŞKA BİR ÜLKE YOK…Velhasıl nerden geldi aklıma bilmiyorum ama; Türk filmdeki replik şu geldi ve biraz üzerinde oynadım: Kahpe Bizans'ın yiğit güzeli Elenora: Paşganlık gelirse, evet oyu verenlere de hayır oyu verenlere de laamacun ısmarlayacam...  :))
Referandum evet çıkar, hayır çıkar önemli olan birbirimizi sevelim, saygı duyalım ve HERŞEYDEN ÖNEMLİSİ DİNLEYİM, ARAŞTIRALIM ÖYLE KONUŞALIM… HERŞEY BU ÜLKE İÇİN ÜRETMEKTE. HAYDİ ÜRETELİM… TABİİ BOŞ LAF ÜRETMEYELİM, ISIRMAYALIM :))Akıl için yol bir; demedi demeyin.
Hörmetler efendim.


Üstadlardan Dersler

 

Sözünün eri olmak
Mithat Cemal Anlatıyor:
Meşrutiyet’in ilk seneleri, bir cuma günü adam boyu kar yağdı. O gün araba, tramvay, şimendifer işlemedi. Çapa’daki evimize o gün sütçü, ekmekçi gibi satıcılar bile gelemediler.
Öğle yemeğinden sonra biz hâlâ ekmekçiyi beklerken kapı çalındı. Mehmet Akif Ersoy Bey gelmişti. Bıyığının yarısı donmuştu. Şaşırdım. O dondurucu soğukta ve adam boyu yağmış olan karda bir kıtadan diğerine geçmiş ve çok uzun bir mesafeyi de yürümüş olmalıydı.
Beylerbeyi’nden Beşiktaş’a nasılsa bir vapur işlemişti. “Bu kadar mı”, dedim. Tabii ki bu kadardı. Ve tabii ki Beşiktaş’tan Çapa’ya bu havada insanlar yürüyerek de gelirdi.
Ben şaştıkça, Akif de benim hayretime şaşıyordu.
-“Gelmemem için kar, tipi kâfi değil, vefat etmem lazımdı. Çünkü geleceğim diye söz vermiştim.”
İnsanların birbirlerine verdikleri sözün, bu kadar korkunç bir şey olması, o gün beni ürküttü.
-“Akif” dedim. “Sen eğer verilen sözün manasını bu türlü anlıyorsan, bana izin ver de, ben bu türlü anlamayayım. Benim verdiğim sözün şiddetli bir lodosa bile tahammülü yoktur!” O ise:
-“Ben böyleyim” dedi. Ben de:
-“Ben de böyleyim!” dedim.
O günden sonra ona söz vermekten korktum. Onun gözünde, ne karayel fırtınası, ne diz boyu kar, geçerli mazeret değildi.”

Hayata gülümse gitsin :))))

Gerçek Fakirlik

Günlerden bir gün gerçekten zengin bir baba oğlunu yakınlardaki bir köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün ve bir gece geçirdiler.
Yolculuktan dönüşlerinde baba oğluna sordu,
-“İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?”
-“Evet!”
-“Ne öğrendin peki?” Oğlu cevap verdi,
-“Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onların ise dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onların ise sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onların ise yıldızları. Bizim gördüğümüz alan ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.”
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi,
-“Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!”

 

Bazen Doğru da Söylerler…

Hayatta öğrendiğim her şeyi
üç kelimede özetleyebilirim:
Hayat devam ediyor...
(Robert Frost)

 

Hazırlayanlar: Harun Emre Karadağ, Kasım Özkan
Diriliş Postası Gazetesinde yayınlanmıştır.